Sabetay Sevi’nin mezarı, Atatürk’ün akrabası ve bitmeyen tartışma

Türkiye’de son yılların en hararetli tartışma konularından biri kuşkusuz, Sabetay Sevi (1626-1676) ve onun “dönme” olarak tabir edilen inananları.

Sabetay Sevi’nin 1676 yılında Karadağ’ın Ülgün kentinde öldüğü biliniyor. Buna karşın, mezarının nerede olduğu konusunda rivayet muhtelif. Kimi tarihçilerSabetay Sevi’nin mezarının Ülgün’de olduğunu söylüyor kimileri ise öldükten sonra cesedinin Türkiye’ye taşındığını ve büyük olasılıkla İzmir’de defnedildiği görüşünde.

Tarihçi yazar Ahmet Almaz, Karadağ’ın Ülgün kentinde Sabetay Sevi’nin mezarının izlerini sürdü ve JÖNTÜRK’ün konuya ilişkin sorularını yanıtladı:

Sayın Almaz, Türkiye’de Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Ülgün’deki türbede Mehmet Dadaş yazılı mezarın Sabetay Sevi’ye ait olmadığını söylüyor.

-Yanlışı var. 20. Yüzyılınn başlarında, Selanik’teki Bağış Topluluğu’nun üyeleri (İslam’a dönen Yahudiler) buradaki mezar için bir hac oluşturuyorlardı. 1978’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü alan Isaac Bashevis Singer, tarihçi Gershom Scholem, Sabetay Sevi’nin mezarının bu türbede olduğu konusunda hemfikirler.

O türbeyle ilgili gözlemleriniz neler?

-Burası bir Bektaşi dergahı görünümünde. Türbe, İzmir’den gelip buraya yerleşen Süleyman Manic ailesinin toprakları içinde. Hem türbede hem de Manic ailesinin evinin çevresinde Yahudi-İslam sentezini görmek mümkün. Örneğin türbenin dışındaki mezarlarda hem Davud’un yıldızı var hem de Arapça Bektaşi yazıyor. Manic ailesinin Sabetay Sevi’nin mezarının koruyucusu olduğunu söyleyebilirim.

Peki, Sevi’nin mezarının orası olup olmadığına ilişkin olarak Ülgün’lüler ne düşünüyor?

-İlginç biriyle konuşma fırsatım oldu. Adı Mustafa Canka, kendisi Atatürk’ün baba tarafından akrabası (Editörün Notu: Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’nin Arnavutluklu Canka ailesinden olduğu biliniyor). Mustafa bey de, mezarın Selanik’ten ve Türkiye’den gelenler tarafından ziyaret edildiğini söyledi.

Mustafa Canka: Atatürk’ün baba tarafından akrabası.

Evet, Sabetay Sevi’nin mezarı ile ilgili tartışmalara bir katkı da bizden.

Burada Sabetay Sevi hakkında özet bir bilgi de elzem:

1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.

Bu akım, Hristiyanlar arasında etkileşimlere, Müslümanlar arasında ise sert ve ciddî tartışmalara yol açtı. İnsanlar, Sabetay Sevi’ye tapmaya, sinagoglardaki konuşmalarından sonra taşkınlıklar yapmaya başladılar. Kimse, neler olabileceğini kestiremiyordu. Sabetay Sevi, oluşmasına yol açtığı heyecan seline kapıldı. Taraftarlarıyla birlikte Osmanlı Devleti’nin başşehri Istanbul’a doğru yürüyüşe geçti. Bu olay üzerine Sevi tutuklandı ve yargılandı.

Sultan Dördüncü Mehmet, çok uzun süren yargılamayı perde arkasından takip etti. Yargılama sonunda Sabetay Sevi’nin önüne iki seçenek kondu: İddialarından vazgeçmezse öldürülecek, Müslümanlığı kabul ederse, hayatı bağışlanacaktır. Sevi: “Bu can bu bedende olduğu sürece Müslüman’ım.” der, Aziz Mehmet Efendi adını alır. Taraftarlarının bazıları bu ihaneti kabullenmez ve intihar ederler. Çoğunluk ise Müslümanlığı kabul eder. Mesih, yâni kurtarıcı, kendisini kurtarabilmek için dinini değiştirmiştir. Bir müddet sonra da taraftarları arısındaki intiharları durdurabilmek ve insanları kendisine çekebilmek için bir çıkış yapar: Cübbesinin içine bir kuş yerleştirerek topluluğunun huzuruna çıkar. Burada cübbesinin önünü açarak sakladığı kuşu uçurur. “Can bedenden çıktı.” Diyerek, eski dinine döndüğünü îma eder.

Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl Karadağ Ülgün’de öldü.

Sabetay Sevi

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir