Pantolon cebindeki prezervatif!!!

Şeytanın Avukatı Yazıyor – Onu ilk gördüğümde kocaman bir German Shepherd’ı gezdiriyordu. Hava sıcak ve kurşun gibi ağırdı. Ben bir yaratığa sahip olmadığımdan yalnızca kendimi gezdiriyordum. Yani, onlarca dergiden, yazıdan, kitaptan ve dahi derin düşüncelerden biraz uzaklaşmak düşüncesiyle köşedeki bakkaldan (Sahibi Hintli ve bir şeyi yüz kere tekrar etmek zorundasınız) tükenen nikotin stokumu yeniden oluşturmaya gidiyordum.

Dediğim gibi hava ağırdı ve ben bir yandan da dışarı çıkmadan radyoda duyduğum bir şarkının sözlerini bağırarak söylemesem de mırıldanıyordum: “Yalnızca bu gece için benim sevgilim ol.” Tam o anda göz göze geldim onunla. İnanılmaz güzel, bir o kadar da hüzünlü bir çift göz bana bakıyordu. Ben hala o şarkının sözlerini mırıldanıyordum: “Yalnızca bu gece için benim sevgilim ol…”

Karşılıklı selamlaştık. Sonra aşağıyı işaret ederek “Böyle ağır havalarda çok zor yapıyor. Bu nedenle çok dolaşıyoruz” dedi. Ben de bunun üzerine gözlerimi aşağıya çevirdim. Aşağıda bana hiç de dostça bakmadığını anladığım German Shepherd’ı şöyle bir süzdüm ve “Ne kadar da sevimli” dedim. Aslında elimi uzatıp sevmem gerekiyordu, ama nedense (siz fobi deyin) yapamadım. İşte o an kız uzandı ve köpeğinin başını severek “Come on Bush” dedi. Ben o an, kızın pantolon cebinden uç vermiş prezervatifi görmesem, bu sözün sözler içinde bir anlamı olabilirdi kuşkusuz. Kız sonra doğruldu ve “bye” deyip kocaman köpeğinin tasmasını çekiştirdi ve çekti gitti.

bush

Onu ikinci kez gördüğümde mahalle bakkalındaydım. Hintli bakkalla bana 25 cent daha para üstü vermesi gerektiği konusunda sağırlar diyaloğu yapıyorduk. Yine aynı güzel ve hüzünlü göz… Yanında yine o köpek azmanı Bush. Selamlaştık. Benim gözüm gayri ihtiyari kızın pantolon cebine kaydı. Kız benim oraya baktığımı hissetti ve o da cebine doğru bir göz attı. Rahatsızlandı, ama bir şey yoktu tabii ki. Ben bu bakışların rahatsızlığından ve Hintli bakkalla tartışmanın sonuç getirmeyeceğinden hareketle “bye” deyip olay yerinden ayrıldım.

Evde kaldığım, okuduğum, yazdığım bir hafta boyunca kızın yüzü, gözlerindeki hüzün hep aklıma geldi. Gelmediği zamanlar, o hoş yüzün, Bush ile iç içe geçtiği anlardı. Bu arada sık sık “Ben köpekleri sevmeme rağmen onlar beni neden sevmiyorlar” diye de düşünmedim değil hani. Tabii ki hala ayak bileklerimde diş izi olan ve sahibesinden kurtulmak için kızgın göründüğüm bir sırada beni ısıran Bulldog’u hatırlayarak.

eastvillage2

Bir haftalık “kapalı kapılar ardında ev” hayatımı geride bırakıp kendimi sokaklara attım. Önce iki blok ötedeki Suşi ustası Japon dostuma uğradım ve Türk güreşi üzerine biraz çene çaldık (Kendisi Japon milli güreş takımının eski güreşçilerindendir). Sonra “Katz’s”tan pastırmaydı, büyük marketten meyvaydı, sebzeydi, yol üstündeki likör dükkanından içkiydi, sigaraydı torbaları doldurdum. Hintli bakkalın köşedeki bakkal dükkanının önünden elimdeki torbaları özellikle göstererek nispet yaparcasına (ki başka yerden alışveriş yapılmasına acayip kızıyor) sokağa girdim ve onu üçüncü kez gördüm.

Bush’un tuvaletini bitirmesini bekliyordu bir ağaç dibinde. Ben iyice yaklaştığımda bana o güzel ve hüzünlü gözlerinin ta içiyle gülümsedi. Ben de selam verdim ve hemen karşıdaki binayı işaret ederek eve gittiğimi söyledim. O da “aaaaaaa ben de orada oturuyorum” demez mi? Torbaları taşımama yardım edebileceğini söyledi, elime doğru uzandı, bir yandan da Bush’un tasmasını çekiştirdi. İşte o an pantolonunun cebinden prezarvatifin ucunu yine gördüm (yemin ederim).

Birden suratım düşüverdi; belli etmemeye çalıştım. Bana havanın ağırlığından, Bush’un yaramazlıklarından bahsediyordu. Ben de “ya…”, “ne kadar ilginç” gibi kısa laf ola beri gele cümleleriyle güya onu dinlediğimi gösteriyordum. Apartmana girdik, asansöre bindik. “Kaçıncı kat” diye sordu ben de söyledim. O da aynı katta oturuyormuş, yeni taşınmış. Ben, tüm bunlar olurken Bush ile göz göze gelmemeye aşırı özen gösterdiğimi itiraf etmeliyim.

eastvillage

Sonuçta katımıza geldik. Ben o an bütün cesaretimi toplayarak kıza ne iş yaptığını sordum (ki fazla tanımıyorsanız bir ABD’liye ne iş yaptığı sorulmaz). O da bana New Jersey’deki bir prezervatif fabrikasında kontrolör olarak çalıştığını söyledi. Ben de o deminki düşmüş suratımdan hiçbir izin kalmadığı bir ifadeyle “hmmmmmmmm great” dedim ve “bye” faslından sonra kapıma yöneldim.

Onu artık daha sık görüyorum. Bazı günler Bush’u ben gezdiriyorum. Prezervatife kesinlikle para ödemiyorum. Ayrıca, onun hobisi olan ve boş zamanlarında topladığı araç arkası yazılarından oluşan koleksiyonundan (Bumper Stickers) faydalanıyorum (Aşağıda Amerikalılarla sohbetlerinizde çok yararlı olacağına inandığım bazıları var. Stand Upçılar bile kullanıyor bunları).

Daha ne olsun.

New York’u ve sokağımızı çok seviyorum.

Bumper Stickers:

Money is the route to all evil — Send 9.95 dollars for more info.

Make love not war — See driver for details.

Atheism is non-prophet organization.

Pigs may fly _ This one drives.

To all you virgins — Thanks for nothing.

Feel safe tonight — Sleep with a cop.

Trust in God — But lock your car.

OK, who’s been messing with my anti paranoia medication?

The earth is full-go home.

Out of my mind — Back in five minutes.

Go ahead and hit me — I need the money.

Cover me. I’m changing lanes.

Don’t take my signal literally.

I’m straight. Don’t rear end me.

Hug your kids at home and belt them in the car.

Drive defesively. Buy a tank.

Never, never, never, never, never repeat.

Lost your cat? Look under my tires.

Don’t drink and drive. If you hit a bamp you spill your beer.

If you don’t like the way I drive get off the sidewalk.

This car will explode upon impact.

Traffic wardens eait their young.

Horn broken, watch for finger.

Mafia staff car.

Give blood… Play hockey.

Madness takes its toll. Please have exact change.

If that phone was up your ass, maybe you could drive better.

Caution! Driver applying make-up.

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir