Gülriz Sururi ve Keşanlı Ali Destanı’nın çalıntı çıkması

Neredeyse geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden sanatçı Gülriz Sururi’nin adıyla özdeşleşmişti Keşanlı Ali Destanı…

JÖNTÜRK klavyelerinin hedefinde şimdi de o destan var . Evet, JÖNTÜRK, Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’nı büyük ölçüde İrlandalı yazar John Millington Synge ‘nin eserinden “indiragandi” yaptığını ortaya çıkardı. İşte detaylar:

Synge

İrlandalı yazar John Millington Synge, 1900′lü yılların başında “The Playboy of the Western World” adlı bir oyun yazıyor. Oyun, 1944 yılında Saffet Korkut tarafından “Babayiğit” adıyla Türkçe’ye çevriliyor.

Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’nın piyasaya çıkış tarihi ise 1964.

İmdi, gelelim “indiragandi”nin kanıtlarına…

Synge’nin oyunundaki baş kahraman Christopher, yetiştiği köyde tüm yarışları kazanan bir yiğit. Christopher Mahon, Pegeen Mike adlı uçarı kıza aşık oluyor. Bir öldürme olayı üzerine yıkılıyor, ama gerçek katil o değil. İhtiyar Mahon adlı karakter gerçek katil… Ve bu ihtiyar ortaya çıkıp Christopher’ı öldürmek istiyor.

Haldun Taner

Gelelim Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı’na…

Ali, köydeki yarışları kazanmıyor, ama ona da muhtarlık yarışı kazandırılıyor. Ali de, Zilhan’a (Pegeen Mike’ıh aynısı) aşık. O da bir öldürme olayı nedeniyle “destan” yazıyor, ama gerçek katil Manyak Cafer… Ve de tabii ki, Manyak Cafer, Keşanlı Ali’yi öldürmeye and içiyor.

Olur da bu kadar benzerlik olur yani.

Ha, Haldun Taner’in Keşanlı Ali’ye kattığı yeni karakterler de var kuşkusuz, ancak onlar çalıntı yapılanlar kadar öne çıkamıyor.

Kısacası, Keşanlı Ali Destanı’nda güzel olanlar yeni, yeni olanlar ise güzel olmuyor.

Bunlar da İlginizi Çekebilir

4 Yorum

  1. 1

    Ah be güzel dost… Hoş bir konuya değinmişsin severim bu tarz meseleleri ve magazini ama lütfen bu kadar da haksızlık etmeyelim Haldun Taner’e… Hem yazılı hem de sözlü tarih edebi ya da kültürel açıdan birbirinden çok uzak kıtalarda bile neredeyse aynı ürünlerle/pratiklerle dolu… Bunu bir tür intihal gibi görmekten ziyade Jung’un “kolektif bilinç dışı” olgusu düzleminde değerlendirmeliyiz…. (bence) Yoksa sizin bakış açınızla Shakespeare de, Cervantes de indiragandici pozisyonuna düşmek zorunda kalır ki bu da meseleyi iyice keyifsizleştirir. Ha bu arada Joseph Campbell’ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu kitabı da ifade etmeye çalıştığım doğrultuda farklı bir bakış açısı yaratabilir; öneririm.. Sevgiler….

    • 2

      O kitabı biliyorsan, kahramanın öldüğünü de biliyorsundur. Öyle olunca da maalesef, öyle Jung’un ve de sonrasında Campbell’in ölmeyen kahraman için söyledikleri geçerli olmaz; hem de indiragandinin olduğu dönemde….

      • 3

        O kitabı iyi bilirim.. Cevat Çapan okuldan hocamdı… Her ders Babayiğit’i tatlı tatlı anlatırdı ve ben de aynı hikayeyi defalarca dinlemekten hiç sıkılmazdım (aralarda gaza gelip “o Cengiz Çandar da CIA ajanıdır” gürlemeleri vardı bir de ayrıca Halil İnalcık’ı da hiç sevmezdi merak edersen neden sevmediğini de anlatabilirim 🙂 ) Ayrıca ben Jung ve Campbell’ı “kahraman” ekseninden ziyade edebi eserler bakımından “mithos” (bir hikayenin tamamı) çatısı açısından ifade etmiştim… Kahramanlar ölür ölmez o başka ama gidilen yol hep aynıdır güzel dost…. Ben bu cevabı biraz da latife olsun diye yazmıştım o kadar sıkıcı konu arasında… Belki de sen haklısındır….

  2. 4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir