Drakula Fatih’le kan kardeşti!

Drakula Fatih’le kan kardeşti!

Ölümsüz vampir Kont Drakula, İrlandalı yazar Bram Stoker’ın kaleminden çıkarak yıllar önce sinemaya uyarlandı ve günümüze kadar pek çok sinema filminde konu edildi. Son zamanlarda vampir konulu romanlar ve filmler de oldukça revaçta. Yazarın Kont Dracula karakterini yaratırken, Türk tarih kitaplarında ‘Kazıklı Voyvoda’ olarak anılan ünlü Eflak Prensi Vlad Tepeş’ten esinlendiği biliniyor. Ancak Kazıklı Voyvoda, namı diğer Drakula ile Fatih Sultan Mehmet arasındaki kan kardeşliğine varan sıkı dostluk pek bilinmiyor. Şaşırdıysanız işte o her yerde okuyamayacağınız dostluğun hikayesi…

Edirne Sarayı’nın merdivenlerinde iki çocuk yan yana oturmaktadır. Aynı yaşlarda olan Mehmet ve Vlad, oyun çağının tüm masumiyetini birlikte yaşamaktaydılar. Mehmet elindeki bıçakla avuç içini keserek onu Vlad’a uzatır. O da aynı şeyi tekrarlar, sonra ellerini birleştirirler. Böylece kanlar birbirine karışır, çocuklar kan kardeşi olmuşlardır. Daha küçük yaşta olan bir çocuk, olanları gizlendiği çınar ağacının arkasından seyretmektedir. Her şeyi tüm çıplaklığıyla gören Radu, dehşete kapılmıştır. Oradan hızla uzaklaşırken Mehmet ve Vlad’ın kahkahaları, saray bahçesinde yankılanmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun fetih politikası II.Murat zamanında da sürer. Romanya’nın güneyindeki Eflak ve Boğdan onun zamanında imparatorluk sınırlarına katılacaktır. Eflak’ta görevlendirilen yerel vali “voyvoda”nın çocukları ise Osmanlı saraylarına götürülür. Osmanlı İmparatorluğu’na yapılacak en ufak bir ihanet ihtimaline karşı çocuklar hem rehine hem de müstakbel yöneticiler olarak değerlendirilecektir. İşte Vlad ve Radu, bu plan çerçevesinde saraya getirilirler.

Vlad, Mehmet’in oyun arkadaşı olur. Şehzade Mehmet, kendisinden yalnızca bir yaş küçük olan Romen arkadaşıyla yıllar boyunca, omuz omuza sıkı bir eğitimden geçer. Zamanla arkadaşlıkları iyice derinleşecek olan iki çocuk, koşullar ne olursa olsun birbirlerine destek olacaklarına söz verirler.

Murat ölünce II. Mehmet tahta oturur. Gelecekteki Fatih’in ilk icraatlarından birisi kan kardeşini Eflak voyvodalığına atamak olur. Böylece nam-ı diğer “Kazıklı Voyvoda” efsanesi başlamış olacaktır.

Fatih Sultan Mehmet ve Kazıklı Voyvoda’nın birbirlerine verdikleri büyük destek uzun yıllar boyunca sürer. Mehmet, İstanbul’u aldığında Eflak’ta şenlikler düzenlenecektir. Her şey yolunda gitmektedir. Vlad, bölgeyi büyük bir başarıyla yönetmekte ve Osmanlı İmparatorluğu’na olan bağlılığını sürdürmektedir. Osmanlı sarayı da ona hizmetleri karşılığı hiçbir yöneticiye tanınmayan ölçüde özerklik sunar.

Ancak Karpatlar’da esen sert milliyetçilik rüzgarları her şeyin değişmesine sebep olur. Bölge bağımsızlık hareketleriyle kaynamakta ve pek çok kişi Vlad’dan bu harekete önderlik yapmasını, babasına ait ejderha figürleriyle süslü kılıcı bir an önce beline takmasını beklemektedir.

Büyük bir çelişki içine düşen Vlad, çözümü içki kadehlerinde aramaya başlar. İyice köşeye sıkışmıştır, bir yandan doğduğu toprakların akıbetine kafa yorarken öte yandan Mehmet’e verdiği sözü düşünmektedir. Ancak çok geçmeden, pek çok şeyi doğrudan değiştirecek bir karar verecektir.

Böylece babasından kalan ve eski Romence’de “Şeytanın Oğlu” anlamına gelen Dracul adını alır. Artık kanlı Drakula efsanesi başlamaktadır.

İçtikçe kendisinden geçen Vlad, çevresindeki en ufak itaatsizliği bile affetmez. Emirlerine uymayanlara, elleriyle akıl almaz işkencelerde bulunur. Bölgedeki huzur yerini büyük bir kaosa bırakmaya başlar. Kendisine çok zalim bir eğlence bulan, emirlerine uymayanları kazığa oturtup bazen günlerce süren ölümlerini keyifle izleyen “Vlad Dracul” yeni bir isim almaya hazırlanmaktadır. “Kazıklı Voyvoda” unvanı, korku içinde sokağa çıkmaya cesaret edemeyen yerel halk tarafından kendisine layık görülecektir. Şatosunun etrafını binlerce kazıkla çeviren voyvodanın öldürdüğü kurbanlarının kanını içtiği bile söylenmektedir.

Elbette bu söylentiler İstanbul’a ulaşır. Fatih, önce kan kardeşinin sapkın davranışlarına inanmak istemez. Ancak yine de Eflak’a olanları araştırmalar için bir heyet gönderir. Fakat voyvoda, Fatih’in elçilerini bile kazığa oturtmayı göze alır. Fatih aldığı yeni haberler nedeniyle öfkeden deliye dönmüştür. Vlad’a eski günlerin hatırına bir mektup yazar. Ondan vahşet gösterilerine son vermesini emretmekte, Osmanlı sarayına olan bağlılığını yinelemesini istemektedir. Fakat Vlad, mektubu elinin tersiyle bir kenara iterek bağımsızlığını ilan ettiğini ve Osmanlı iradesini tanımadığını bildirir.

kaleBunun üzerine Fatih ipleri koparır ve 1462 yılının baharında hazırladığı büyük orduyla Balkanlara doğru yola koyulur. Fatih, Vlad ve isyana destek olan tüm yerel yöneticileri ortadan kaldırmayaant içmiştir. Kılıç sesleriyle Eflak ve Boğdan içlerine kadar yürünür. Voyvoda, 900 metre yüksekliğe erişen sarp bir dağın zirvesinde kurulu Poeinari Kalesi’ne çekilmiştir. Birbirlerini çok iyi tanıyan kan kardeşler arasında büyük bir sinir harbi başlar ve kuşatma çok uzun sürer. Bu psikolojik savaşa dayanamayan Vlad’ın biricik karısı Elizabetha, kendini kalenin surlarından aşağıya bırakıverir.

Fatih ise, İstanbul’un güvenliğini tehlikeye atacak kadar uzun süre Balkanlarda kalmıştır. Çok geçmeden, askerlerinin büyük bir bölümünü yanına alıp Romanya’dan ayrılır. Ancak ayrılırken çok güvendiği birini burada vali olarak bırakacaktır.

Kazıklı Voyvoda, Fatih’in yokluğundan yararlanıp büyük ölçüde gevşeyen kuşatmayı yarmayı başaracaktır. Rumen köylülerin de yardımıyla Poeinari Kalesi’nden süzülen devrik voyvoda, atının nallarını ters çaktırarak, düşmanları yanlış tarafa yönlendirir. Böylece Macaristan’ın Budin eyaletine ulaşır ve komşu ülkelerden sığınma talep eder.

Vlad tam 14 yıl boyunca Macaristan’da sürgün hayatı yaşar. Tüm olanları unutmuş görünse de aklı hala Eflak’tadır.

1476’da Macar Kralı Matiei Corvin ve Moldova Prensi Büyük Stefan’ın yardımıyla güçlenen voyvoda, Eflak’a dönecek ve yeniden mücadelesine girerek, bir kez daha bağımsızlığını ilan edecektir.

Diğer tarafta II. Mehmet, Vlad’ın ihanetini hiçbir zaman aklından çıkarmamıştır. Son derece tehlikeli bu isyankarın attığı en ufak adım bile imparatorluk tarafından izlenmektedir. Artık Mehmet için verdiği söz ve kan kardeşliğinin bir tarafa bırakılma zamanı gelmiştir.

Eflak’taki yeni vali, Fatih’ten aldığı emir doğrultusunda Vlad’ı yanında az sayıdaki destekçisiyle birlikte Transilvanya ormanlarında sıkıştırıp öldürür. Eski prensin başı sarayın isteği üzerine İstanbul’a getirilir ve kurbanlarına yaptığı gibi bir kazığa oturtularak İstanbul sokaklarında görücüye çıkarılır.

Fatih, iki kez kazık yediği kan kardeşi Kazıklı Voyvoda’dan sonsuza dek intikamını almıştır. Vlad’ın başsız bedeni, Bükreş’teki Snagov Manastırı’na gömülür. Hesap kapanmıştır.

Hikayenin asıl başlangıcına dönecek olursak, Mehmet ve Vlad’ın kan kardeşi olma ritüeline gizlendiği yerden şahit olan küçük bir çocuk vardı; Vlad’ın kendisinden beş yaş küçük kardeşi Radu. O da tıpkı ağabeyi gibi Edirne Sarayı’nda iyi bir eğitim alarak büyüyecektir. Olağanüstü yakışıklı bir delikanlı olan Radu, Mehmet’in tahta geçmesiyle birlikte onun gözdelerinden biri olacaktır. Fatih Sultan Mehmet, Poeinari Kalesi’nden ayrılırken de çok güvendiği Radu’yu vali olarak bırakacaktır.

Vlad’ı Transilvanya ormanlarında yakalayarak öldüren ve kesik başını Fatih’e yollayan da devrik voyvodanın kardeşi Radu’dan başkası değildir…

Drakula tam iki kez İstanbul’a gelecektir ama bu iki gelişin de asla farkına varmayacaktır. Kafasının bir kazık üzerinde İstanbul sokaklarında gezdirilişinden 477 yıl sonra da görüntüsü İstanbul’da beyaz perdeye yansıyacaktır.

Etiketler: , , ,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir